“Kuşatma”

      Kuşatma, gerçek bir işkencedir.
      Kuşatma, Türk milletinin öteden beri yaşamak zorunda bırakıldığı “kötü kaderi”dir.
      Sanki yöneticilerimiz, kendilerini seçip bulundukları makamlara getirdikleri halka duydukları hıncı (!) almak için, onlara durmaksızın işkence yapmaktan zevk alıyorlar gibi bir tutum sergilemekten hoşlanıyorlar. Halka azap verici ne kadar madde varsa, onlarla halkın karşısına çıkıyorlar. Aralarından bir Allah’ın kulu ileri atılıp, işkence sebeplerini elinin tersiyle itme cesaretini de göstermiyor.
      Hangi konularda, nasıl, ne şekilde kuşatılmışız?
      Şimdi bunlardan birkaçını örnekleyelim: Önümüzdeki yıl üniversite sınavları devam edecek mi? Yarış atına çevirdiğimiz ve bir kısır döngünün içinde “eğitir gibi olduğumuz gençlerimiz”, daha hangi yolları aşarak diledikleri fakültelerde, nasıl okuyacaktır? Okuldan dersaneye, dersaneden eve, daha sonra da tekrar okula doğru süren koşuşturmaca, ne zaman bitecek?
      Ya, Anadolu Liseleri’ne girebilme işkenceleri? Olur olmaz bütün bilgileri yükleme becerisine ulaştığımız körpecik yavrularımızın umutlarıyla daha ne kadar oynayacağız? Yoksa onlarında mı sokağa dökülüp “Bana okulumu geri verin!” diye haykırmalarını istiyoruz?
      Nereden nereye geldik? Daha dün, yüksekokul mezunlarından herhangi birine, sürücü belgesi almak için müracaatında “ille de ilkokul diploması” şartına soyunanlar, bugün ilkokul mezunlarına bu hakkı çok görüyorlar. Bundan amaç, sürücülerin kalitesini yükseltmekse, belki doğru yoldalar. Fakat insanı adam etmenin yolu, herhalde onun diplomasının renginden geçmez. Ona, “adamlık dersi” verirsin, olur biter. Şimdi bütün ilkokul mezunları telâşta. Askerlik yapmalarına, çocuk doğurmalarına, vergi vermelerine, oy kullanmalarına rağmen, artık “sürücü belgesi alamayacak”lar mı? Bu adamları küstürmenin, dışlamanın sebebi ne? Anlamak mümkün değil.
      Beride bir de “Nevruz Bayramı” olayı var. Bütün bayramların tatili olmasına rağmen, nevruz, birkaç yıldır ülkemizde, biraz da yukarıdakilerin baskısından olacak, “yasak savar” gibi kutlanıyor. Hele hele bayramdaki ikilik? Filânlar resmî bayram kutlamaları çerçevesinde hareket ederken, falanlara bakıyorsunuz, kendiliklerinden sokaklara dökülüyorlar. Her iki tarafta da birbirlerine “çalım atma” düşüncesi var.
      Peki de, ikametgâh belgesine, nüfus suretine, yok altı adet fotoğrafa, diploma fotokopisine, askerlik terhis belgesine ne diyeceksiniz? Ya elektrik, telefon parası öderken katlanmak zorunda bırakıldığımız “kuyruk rezaletleri”ne itirazınız yok mu?
      Gördüğünüz gibi kuşatma, gerçek bir işkencedir.
      Nedense bu işkenceye, hepimiz alışıp gitmişiz. Basit kurallarla yok edilecek “olumsuzluklar tuzağında hapsedilme”mize rağmen, nasıl oluyor da “Avrupa Birliğine girme rüyâları”na yatabiliyoruz?
      Az anlayanınız varsa, beri gelsin!
      Kuşatma zincirleri, -artık- kırılmalı(1).

      Oyhan Hasan BILDIRKİ

      (1) Yeni Söke Gazetesi,29 Mart 199 





0 commentaires à “"Kuşatma"”


  1. Aucun commentaire

Laisser un commentaire

Désolé, vous devez vous connecter pour rédiger un commentaire.