navigation

Kimlik Meselesi December 12 2007

Posté par Oyhan Hasan Bıldırki dans : Deneme , trackback

      TBMM
      Türk insanı, kimliğini arıyor. Türkiye, cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte, o yol ayrımından, bu yol ayrımına doğru koşup duruyor. İnsanımız, yetmiş beş yıldan bu yana, nedense bir şemsiye altında toplanamıyor. Bunda liderlerimizin, aydınlarımızın, az da olsa, halkımızın da “büyük payı” var. Üç beş oy uğruna, “entelektüel” sayılma isteğine, “değişiklik olsun” hevesine atılan adımlar, gele gele bizi zorlu bir yol ayrımına getiriverdi. Yaşadığımız topraklara sahip çıkma yerine, bir ülkenin falan veya filân bölümünü, çok değişik adlar taşıyan, tarihte çoktan isimleşmiş olan milletlere bırakıverdik. Bölge isimlerini, orada yaşayan kendi insanlarımıza taktık. Böyle böyle yaptıkça, “bilinen ayrılıklar” boy gösterdi.
      Şimdi bizim insanımız, üç beşi bir araya geldikçe, aralarındaki yabancının kim olduğunu soruşturmaya, aramaya başlar oldu. Önce “şüphe” doğdu. Bunu, ağız dalaşları izledi. Şimdi bıçak kemiğe dayandı. TV kanallarından birinde, “Ceviz Kabuğu” programında, şu veya bu biçimde bir araya getirilen konuşmacıları, “tahammül sınırları”nı zorlaya zorlaya dinledim. Aczmendiler adına ekrana çıkarılan Müslim Gündüz’ün karşısında yer alan Kemalistlerden ikisi bile, aynı konuda farklı şekilde düşünebiliyorlar. Belki; “Ne var bunda?” diyeceksiniz. Fikir özgürlüğünün bu sonuca yol açtığını düşünecek, sevineceksiniz.
      Fakat, bana göre, “kazın ayağı” öyle değil.    
      Çatallaşmış yol ayrımına düşenlerden, aynı yolu seçenler bile, “ortak değer”de birleşemedikten sonra, fikir özgürlüğünün ne önemi kalır? Özgürlük, ayrılık getirecekse, “yere batsın” demez misiniz?
      Yanlış anlaşılmasın: Aslında ben “makineleşmiş insan”a da karşıyım. İnsan, elbette bazı konularda farklı düşünebilmeli. Fakat aynı düşüncede olanlar arasında, ne olursa olsun, düşünce farklılıkları bulunmamalıdır.
      Bulunursa, işte vardığımız, sıkıntılarını çektiğimiz sona ulaşır, dayanırız. Endişelerin korkunç dönemeçlerinde yaşamaya başlarız. Acabalı duyguların meçhul şafaklarına doğru yola çıkarız.
      Şimdi yaşadığımız dramın düğüm noktası burada. Yapılan yanlışlıklar, verilen tavizler, boş vermeler, adam-sendecilikler bizi nereye götürecek? Yarın birbirimizin yüzüne bakamayacak hale geleceksek, -ki öyle görünüyor- bunun tedbirini tez elden almalıyız.
      Bize, yeni bir kimlik gerekmiyor. Bu yolda yapılan çalışmaların, tüketilen nefeslerin, dökülen terlerin sonu yok. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, bizim için en güzel ve doğru olan kimlik elbisemizi, çok önceden biçmiştir: “Ne mutlu Türk’üm diyene!” Bu özdeyişte birleşmeli, adımız, soyumuz ne olursa olsun, bu topraklarda yaşamak istiyorsak, “Türklük şemsiyesi”nin altında toplanmalıyız.
      Başkaca korunacak bir şemsiyemiz varsa, lütfen söyleyiniz.
      20 Haziran 1995

      Oyhan Hasan BILDIRKİ 

Comments»

pas encore de commentaires

Leave a Reply

l'Algérie au quotidien |
AGENCE ROYALISTE D'INFORMATION |
Sahraouis libres |
Unblog.fr | Créer un blog | Annuaire | Signaler un abus | St Maximin la Ste Baume que...
| inspecteurjjc
| SAINT DENIS D'AVENIR